

















|
Birinci ve en önemli ders.
-----------------------------
Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden
biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:
"Hergün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?.." Bu herhalde bir çesit şaka olmalıydı.
Kadını yerleri silerken hemen hergün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçli bir kadındı.
50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nerden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı
teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
"Tabii dahil" dedi, hocamız.. "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılacaksınız. Hepsi birbirinden
farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginizi ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara
sadece gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile.."
Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adını da.. Dorothy idi.
* * *
İkinci önemli ders.. Yağmurda otostop!..
----------------------------------------
Bir gece geç vakitte, geceyarısına dogru Alama otoyolunun kenarında duran bir zenci kadın
gördüm. Bardaktan boşanırca yağan yağmura rağmen, bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati
çekmeye çalışıyordu. Geçen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'lı yıllarda bir beyazın
bir zenciye hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan şeylerden değildi. Onu kente kadar
götürdüm. Bir taksi durağına bıraktım. Ayrılrken ille de adresimi istedi. Verdim. Bir hafta
sonra kapım çalındı. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir de not ekliydi,
armaganda.. "Geçen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç yağmur sadece
elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti. Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz
çıkageldiniz. Sizin sayenizde ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı
başardım. Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardım eden sizi ve başkalarına karşılık
beklemeksizin yardım eden herkesi kutsasın!.. En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole."
* * *
Üçüncü önemli ders.. Size hizmet edenleri hep hatırlayın..
----------------------------------------------------------
Bir pastanın üç otuz paraya satıldığı günlerde 10 yaşında bir çocuk pastaneye girdi.
Garson kız hemen koştu.. Çocuk sordu: "Çukulatalı pasta kaç para?.." "50 cent!.."
Cocuk cebinden cikardigi bozuklari saydi. Bir daha sordu:
"Peki dondurma ne kadar.."
"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla.. Dükkanda yığınla müşteri vardı ve kız hepsine tek
başına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne kadar vakit geçirebilirdi ki..
Çocuk parasını bir daha saydı ve "Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi.
Kız dondurmayı getirdi. Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu.
Çocuk dondurmasını bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere geldığınde, gözleri doldu birden.
Masayı sanki akan yaşlar temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı 15 sentlik bahşii duruyordu..
* * *
Dördüncü önemli ders.. Yolumuzdaki engeller..
---------------------------------------------
Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun uzerine kocaman bir kaya koydurmuş, kendisi de
pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı?. Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları,
saray görevlileri birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından dolaşıp
saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi. Halkından bu kadar vergi alıyor,
ama yolları temiz tutamıyordu. Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldi ve ıkına sıkına itmeye başladı.
Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına
almak üzereydi ki, kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördu. Açtı.. Kese altın doluydu.
Bir de kralın notu vardı içinde.. "Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral.
Köylu, bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almışti. "Her engel, yaşam koşullarınızı
daha iyileştirecek bir fırsattır.."
* * *
Beşinci önemli ders.. Önemli olan vermektir..
---------------------------------------------
Yıllar önce hastanede çalısırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek yaşam şansı beş yaşındaki
kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan aynı hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında
o hastalığın mikroplarını yok eden bağısıklık oluşmustu. Doktor durumu beş yaşındaki oğlana
anlattı ve ablasına kan verip veremeyeceğini sordu. Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir
nefes aldı ve "Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerken, ablasının gözlerinin
içine bakıyor ve gülümsüyordu. Kızın yanaklarına yeniden renk gelmeye başlamıştı, ama küçük
çocuğun yüzü de giderek soluyordu.. Gülümsemesi de yok oldu. Titreyen bir sesle doktora sordu:
"Hemen mi öleceğim?.." Küçük doktoru yanlış anlamış, ablasına vucundaki bütün kanı verip,
öleceğini sanmıstı.
|